Skip to content

Özgürlük, Diktatörlük ve Ortak Varlıkların Trajedisi

This is a translation into Turkish by Mehmet Yalvac of the original article Freedom, authoritarianism, and the tragedy of the commons.

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla.

Özgürlük ve diktatörlük arasındaki dengeyi bulma, yalnız İslam alemini değil tüm insanlığı etkileyen önemli konulardan biridir. Bu dengeyi kurmadaki sıkıntıları daha iyi anlayabilmek için meseleye ortak varlıkların trajedisi (OVT) adlı modern ekonomik teorem ve İslamın temel öğretileri süzgecinden bakabiliriz. 

OVT bir ekonomi teorisi olarak ilk defa Garette Hardin tarafından ortaya atılmıştır. OVT, bir grup içerisindeki kişilerin kendi çıkarları için aldıkları kararların ve uygulamaların grubun aleyhine işlemesi ve grubun tamamı için hayati olan kaynakların tükenmesine neden olmasıdır.

OVT’ni ekonomi, politika, ekoloji, tarım ve sosyoloji alanlarına uygulamak mümkündür. Bir toplumu OVT’ nden korumak için özelleştirme (ortak kaynakların kişiler tarafından alınıp işletilmesi) yada tam aksine, ortak varlıkların sıkı bir şekilde devlet tarafından tek elden yönetilmesi (bu sayede, ortak varlıkları negatif yönde etkileyecek davranışların cezalandırılması) metotları denenmiştir.

Ancak bu iki yaklaşım da makul olmayan sonuçlar doğurmuştur. Özelleştirme, sömürücü serbest pazar uygulamaları yaratırken, otoriter yaklaşımlar son derece müdahaleci düzenlemelere yol açmıştır. Bu yaklaşımlara ilk alternatif çözümleri bir politik ekonomist olan Elinor Ostrom ortaya atarak yeni bir çizgi ortaya koymuştur. 2009 yılında, Elinor ortak varlıkların yönetilmesi konulu analizleri için Ekonomi alanında Nobel ödülüne layık görülmüştür. Elinor dünya üzerinde özelleştirme ve aşırı kontrol yöntemi dışında OVT’ ni önlemeyi başaran toplumları incelemiş ve söz konusu toplumların şu prensipleri takip ettiğini belirtmiştir. Elinor’a göre bu prensipler: sınırları belirleme, ortak tercihleri uygulama, etkili denetleme (başarıyı ölçme), cezai yaptırımların derecelendirilmesi, problem çözme ve kişisel kararlılıktır. Bu prensipleri özetlemek istersek, Elinor’un yaklaşımı, önce ortak varlıkları ve kural dışı davranışı tanımlamayı böylece kuraldışı davranışları objektif olarak ölçmeyi ve yaptırımların uygulanması sürecine herkesin ortak katılımını öngörmektedir.

Ortak varlıkların korunması bir toplumun ortak değer yargılarının, bireylerin yozlaşan davranışlarına karşı muhafaza edilmesi kapsamında da düşünülebilir. Zira tarih, toplumların ekolojik ve ekonomik ortak varlıkları kadar, ortak etik değerlerinin muhafaza edilmesi konusunda da sıkıntılar yaşadıklarını göstermektedir. Değer yargılarının korunması ise çoğunlukla değer yargılarını kırmızı çizgiler ile belirleyip bu çizgileri aşanları cezalandıran otoriter oluşumlar ile eşleşmektedir.

Otoriter modellerde ortaya çıkan toplumun değer yargılarını korumakla görevli kurumlar, çoğu kez, aşırı güce sahip olduklarından, zamanla bu gücü muhalifleri bastırmak ve yöneten elit sınıfın elini güçlendirmek için kullanmak suretiyle büyük haksızlıklara ve kan dökülmesine sebep olmaktadırlar. Öte yandan tamamen kontrolsüz bir serbestliğin olduğu toplum içinde, tipik olarak OVT’ni görmek mümkündür. Zira böyle toplumlarda, bireyler bilerek ve özgür bir şekilde ortak varlık ve değer yargılarını tüketirler. Kişisel özgürlükler ve değer yargılarının korunması arasındaki çizgiyi çizmek her zaman politik olarak sıcak bir konudur. Ancak bu meselenin çözümünde daha ileri gidebilmek için OVT’ ne kapsamlı bir çözüm bulmak gereklidir.

Son zamanlarda hem doğuda hem batıda, gerek Müslümanlar gerekse Müslüman olmayan insanlar tarafından, İslami değerlerin batının özgürlük anlayışı ile uyumlu olmadığı dile getirilmektedir. Paralel olarak, genel kanı İslam medeniyetinin otoriter bir kurum tarafından uygulamaya konulan değişmeyen sivil kanunlardan ibaret olduğu, buna karşın batı medeniyetinin kişisel özgürlükler ve sivil haklara dayalı olduğudur. Bu kanıya sahip olanların kafasında bu iki medeniyetin çatışması kaçınılmaz görünmektedir.

Biz bu basite indirgenmiş görüşe karşıyız; ve bize göre öngörülen bu çatışma aslında ortak varlıkların yönetilmesi meselesidir. Bize göre tamamen otoriter bir yaklaşım İslami olmadığı gibi tamamen kontrolsüz serbestlikte kabul edilebilir değildir. Bu tür meseleler karşısında gerçek İslami çözüm ancak gözleme, akla ve aynı zamanda yaratılıştaki tutarlılık ve ahenge inanmaya dayanan Hz. İbrahim metodunun tatbik edilmesi ile elde edilebilir. Diğer bir değişle OVT’ ne karşı geliştirilen çözümlerden hangisinin Hz. İbrahim’in metodu ile tutarlı olduğunu sorgulamak gereklidir.

Kuran’da OVT

Sivil özgürlükler ve ortak değer yargılarının korunması arasındaki dengenin kurulması Kuran’da Araf suresinde peş peşe gelen iki ayette bize güzel bir şekilde anlatılmaktadır. Bu ayetlerden birincisi, kişisel hak ve özgürlükler üzerinde durur, Allah’ın insanlara helal ve ulaşılabilir kıldığı şeyleri insana hiç kimsenin yasak kılamayacağını vurgular.
“De ki: Allah’ın kulları için yarattığı giyecekler ile hoş ve temiz rızıkları kim haram etti? De ki: Bu nimetler dünya hayatında îmân edenler içindir; kâfirler de o arada istifade ederler. Kıyâmet gününde ise onlar sadece mü’minlere mahsustur. Bilgi sahibi bir topluluk için âyetlerimizi işte böyle açıklarız.” (Araf, 32*)

Bu ve benzer bazı diğer ayetlere dayanarak diyebiliriz ki, İslam’a göre, insanların günlük yaşamdaki tüm sosyal ilişkileri ve alışverişleri, Kuran’da haklarında yasak olduklarına dair bir bilgi içermediği sürece hukuki ve meşrudur. Diğer bir ifadeyle bazı, özel kısıtlamaları gerektiren geçerli nedenler olmadığı sürece insanlar yaşamlarını diledikleri gibi sürdürmekte serbesttirler.

Araf suresindeki takip eden diğer ayette ise Allah sivil özgürlüklerin korunmasının, Allah’ın insanlardan takip etmelerini emir buyurduğu değerlerden taviz vererek gerçekleşemeyeceğini bize anlatmaktadır.

“De ki: “Rabbim sadece, fuhşiyatı, onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı (zor kullanmayı), haklarında hiç bir delil indirmedigi seyleri Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır” (Araf, 33**)

O V T’ ne en doğru çözüm değerlerin korunması ile sivil özgürlüklerin arasında dengenin sağlanmasıdır. Şunu anlamak çok önemlidir: İslam ortak değerleri ihlal edenleri, cezalandırmayı ancak bu ihlaller tüm halk tarafından müşahede edildiğinde zorunlu kılar. Kişisel bazda ise insanlar toplumun değer yargılarını ihlal eden fiillerini kendilerine özel ve gizli tutup, toplumun geri kalanının haklarına tecavüz etmemelidirler. Diğer bir değişle kişinin değer ihlalleri toplumun geri kalanı tarafından bilinmeye başlandığı anda ortak varlık ve değerler zarar görmeye başlar. Toplumun geri kalanının habersiz olduğu, kişilerin kendilerine ait yanlış tercih ve değer yargılarını ihlal eden tutum ve davranışları, bu kişiler ile Allah arasındadır; bu kişilere cezai müeyyideler uygulanamaz. Buradan hareketle tekrar denilebilir ki, İslam’ a göre değer yargılarını ihlaller  ancak ortak varlıklar ve toplum üzerinde olumsuz bir etki yaratmaya başladığı zaman cezai yaptırımlara tâbîdir.

Yukarıda ifade ettiğimiz görüş birçok Müslümanın, aklındaki “bir değerin ihlal edilmesi her zaman yaptırım ve cezalandırmayı gerektirir” şeklindeki yanlış algıya karşıdır. Sivil özgürlüklerin aşırı derecede öne çıkartılması kendine ait olumsuz sonuçları doğururken, aşırı derecede merkezi güç tarafından uygulanacak cezai müeyyidelere bel bağlamak da, bozulmuş otoriter yönetimlerin oluşmasının reçetesidir. Bu gerçek şöyle de söylenebilir: kayıtsız şartsız bir güç (diktatörlük) kayıtsız şartsız bozgunculuk yapar.

Batının özgürlük anlayışı, OVT’ne karşı gerek dini otoritelerin gerekse politik diktatörlüklerin yetersiz çözümler üretmesi sonucu doğmuştur. Otoriter kurumlar korumayı üstlendikleri değerlere bizzat kendileri zarar vermeye başlayıp, bencil davranışları neticesinde OVT’ne sebep olurlar. Buna karşı olarak batıda ifrat içeren, dini doktrinleri tamamen bir tarafa bırakıp sınırsız sivil özgürlüklerin üzerinde durulmaya başlanmıştır. Bu ekstrem davranış da, zararlı sosyal davranışların çoğalmasına, alkolizm, ilaç bağımlılığı, pornografi, zina ve silahlı şiddet gibi problemlerin artmasına neden olmuştur. Bu tarihsel gelişimlerden dersler çıkararak, dengesiz davranışların sonucu meydana gelen bu hataları tekrarlamamalıyız. Şüphesiz, İslam şeriatı yani, Allah’ın takip etmemizi emir buyurduğu değerler değişmez. Ancak, bu değerlere hizmet etmesi gereken ve pratikte Müslümanların yaşamına yön veren yasal düzenlemeler esnektir ve değişime açıktır.Bir probleme monoteist bir bakışla yaklaşım, gözleme, akla ve yaratıcının koyduğu doğal kanunlara uyumluluğa dayanmaktır. OVT ‘ni çözebilmek için, meselenin doğasını çok açık bir şekilde anlamak ve geçmişte bu meseleyi doğru bir şekilde ele almayı başaramamış toplumların tecrübelerini masaya yatırıp analiz etmek gerekmektedir.

Hukuki bir müdahaleyi gerektiren yeni bir problem ile karşılaşıldığında, ortaya atılacak önerilerde Allah’ın emir buyurduğu hangi değerin öne çıktığı ve bunun diğer emir buyurulan değerlerin üzerine etkisi tanımlanmalıdır. Örneğin, eğer adalet adına bir kanun teklif edilecekse, bu teklif merhametli olmayı ihlal edecek mi? Yada, merhametli olma adına bir teklif yapılacaksa, bu teklif adaletsizliğe yol açacak mı? sorularının öncelikle sorulması gerekmektedir. Tüm manevi değerleri gözeterek dengeleyici hukuki kararları alma, parlamentoların yada kanun koyucuların öncelikli referans noktası olmalıdır.

Dahası, ortaya atılan önerilerin başarı yada başarısızlıklarını objektif olarak ölçecek yeni bir yöntem geliştirmeliyiz. Basitçe bir şeye helal yada haram demek çokça yeterli gelmemektedir. Temel manevi değerlerimizi öncelikle referans alan, insanların iyiliğini düşünen hukuki düzenlemeler ortaya konulduktan sonra, söz konusu hukuki düzenlemenin başarısını değerlendiren bilgiler gözden geçirilmelidir. Örneğin, yoldaki sürücüleri korumak için bir yasa uygulamaya konulursa, bu yasanın işe yarayıp yaramadığı zaman içerisinde bu yasanın önlemeye çalıştığı trafik kazalarının sıklığının değişiminin incelenmesi ile ölçülebilir. Eğer yeni geliştirilen politika işe yaramazsa yukarıda belirtilen yöntem tekrar edilerek yeni kanun ve düzenlemeler geliştirilebilir. İnsanların iyiliğini ön planda tutarak özgürlükler ve otorite arasındaki dengenin kurulması elzemdir. Birinin diğerine tercih edilmesi, başlı başına bir denge politikası demek olan Hz. İbrahim metodu ile çelişir ve OVT’ne yol açar. Hz. İbrahim metodunu takip eden ve kılı kırk yararcasına her işinde dengeyi arayan Müslüman bir ümmet OVT sorununa çözümler getirebilir.

Başarı Allah’tandır ve  Allah en iyisini bilir.

*Türkçe Meal Kaynak: Ümit Şimşek, İhsan Atasoy, Cemal Uşşak & Mehmed Paksu. “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali.” iBooks, Nesil Yayınları, ISBN: 975-6401-09-5

**Türkçe Meal Kaynak: Elmalılı Hamdi Yazır, Quran.com, Access on 1.12.19)

İrtibat/Soru/Öneri: Lisan.tercume.hizmetleri@gmail.com